Ülper Köyü

Her Şey Birlikteliğimiz ve Beraberliğimiz için

Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanııcı Adı: Şifre: Beni hatırla
Yılmaz Akyıldız'la Sohbetler/gabakcu nuri Torunu yılmaz akyıldız'la sohbetler

BAŞLIK: "Giresun'un markası olmuş bir kelimenin tarihi ve tarifi"

"Giresun'un markası olmuş bir kelimenin tarihi ve tarifi" 2 yıl 10 ay önce #3117

  • dernek
  • dernek Kullanıcısının Avatarı
  • Offline
  • Administrator
  • Her Şey Birlikteliğimiz ve Beraberliğimiz için
  • Gönderiler: 1917
  • Teşekkür Sayısı: 222
  • Başarı: 6
ALABAŞ...



Yukardaki resimde ilk kişi Giresun’un Gelmiş Geçmiş Efsane Kişileri Facebook
Gurubunun logosu Kör Nazmi dir. Ama bu yazımızın baş aktörü ikinci resimdeki
Berber Garip Hasan Çalışkan. Şimdi size Kör Nazmi’nin elebaşlığını yaptığı "alabaş"
kelimesinin tarihini ve tarifini, yani nasıl doğduğunu ve ne anlama geldiğini
açıklamaya çalışacağım. 47 doğumluyum, benimle benzer veya benden daha yaşlı
olanlarınız varsa (Sen otur Dervişoğlu İzzet!), lütfen yanlışlarımı düzeltsinler. Dün
akşam facebook dan öğrendim ki "alabaş" kelimesi Giresun sınırlarını aşmış ve Ordu
ya ulaşmış. Başlamadan önce şunda anlaşalım: Bazı alıngan arkadaşlar öküz altında
buzağı aramayı bıraksınlar! Benim yazılarım dini veya siyasi değildir, (allah etmesin,
olsaydı her halde ilk önce 50-60 ve 70 lerde CHP nin sarsılmaz kalesi olan Ordu nun
bugün (şimdilik) Giresun’un da arkasına nasıl düştüğünü siyasi-bilimsel olarak
açıklamaya çalışırdım. Veya Fatsalı Terzi Fikri’yi koyardım ekrana. Bu arada Dersim
Ovacık Belediye başkanı Mehmet Fatih, Terzi Fikri’ nin yaşayan devamıdır, bence).
Hani siyaset yazmayacaktım? Neresi sisyaset bunun beyler? Biz burada ve her
yerde gerçekleri yazıyoruz. Onunçün değilmi 9 köyden kovuluyoruz…
Ordu dan girdikya yazıya, yine ordan devamla, dediler Ordu Lisesinin basket takımı
Giresuna geliyor, çok çekişmeli maç olacak. Benim bir büyüğüm ağbim Yaşar Yusuf
Akyıldız da basket oynuyor. Bir de onun çok yakışıklı uzun boylu can ciğer bir
arkadaşı var. Giresunun basket yıldızı o yakışıklıydı, (İzzet den öğrendim, ismi
Tamgaç  imiş). Ordu takımı otobüsden çok modern giyimli alımlı kız seyircileri ile
indiklerinde bizler, "aneeee bu da neee...", şeklinde ağzımız açık kalmıştı. Sanki
avrupadan bir takım gelmişti kızlı-oğlanlı ve bizi ezip geçmişti. Ordu Giresunun kat
kat önünde bir ilimizdi o seneler. Kültürden, giyinişden, sosyal hayatından,
tiyatrosundan (İzzeti duyar gibi oluyorum, evet biz de de iyiydi tiyatro, Kalem
Şakiri de analım bu arada, ama bence Ordu tiyatroda da bizden ilerdeydi. Bakın
İzzet ne dedi: “Evet  Ordu  tiyatro  konusunda  bizden  ilerdeydi.  Salonları  vardı.  Tiyatro




bölümünü  Ergun  Köknar  ve  karısı  Suna  Pekuysal  yönetiyordu.  Giresun  Halk  Evi  Tiyatro
Bölümü'nün  yönetmen  Vahit  Sütlaş'ın  sahneye  koyuduğu  benim  de  oynadığım,
Sartre'nin  "Mezarsız  Ölüler"  oyununu  izlemeye  gelmişlerdi”.  Ordu  bize  pek  çok  yönden
fark  atarken, Trabzon ise futbolda bizi ezer geçerdi. Ahmet Suat ları vardı Trabzon
İdman Yurdu nun, bizim 5 numara Emin Hoca o günleri bir yazsa da kaybolmasa
anılar. Godi Nizam da o sol ayağı ile İdman Yurduna çok uzaklardan attığı voleli golle
tarihe geçmiştir. Benzer golün nerdeyse aynısını İ.Mansız Kore de attı.
Şimdi gelelim konumuza, yani "alabaş" kelimesinin hikayesine. Senelerden 1961-62
olmalı, mevsimlerden yaz. Asmalı Kahve’nin tam karşısında bir tarafı kadınlar
kuaförü diğer tarafı erkekler, berber salonu vardı. Her ikisinin de sahibi, Dinçel
Yavuz, çok "kerata", çapkınmı çapkın birisi. Kendisi kadınları kesiyor, yani bayan
kuaförü. Ben yaz aylarında anne tarafımdan akrabam Berber Hasan Çalışkan’ın
yanında çıraklık yapıyor, dükanın temizlik işleri benden soruluyor, sabah dükkanı ben
açıyor akşam ben kapatıyor, traşları biten müşterilerin omuzlarına iki fırça çekip
3-5 kuruş bahşiş topluyordum. Harçlığım bu. Unutmadan şu anımı da anlatmalıyım:
Biraz ileri karşıda Polis Karakolu var ve onun yanında da Lale Sinemasının yazlık
salonu. Dediler Ben Hur Filmi geliyor ve bu film normal ebatlı olmayıp Renkli Türkçe
Sinemaskop, dolayısı ile bilet fiatları artacakmış. Şehirde o zamanlar bizler için tek
eğlence Tommiks - Teksas ve 75 kuruşa girdiğimiz sinemalar. Ben Hur un ilk gecesi
ve benim toparladığım fırça harçlıkları artan bilet fiatını karşılamıyooor. Canım da
nasssıl o filme o akşam gitmek istiyor anlatamam. Tek çözüm var: Hasan Ağbimin
çekmecesinden (ç)aldığım para ile bilet paramı denk getirdim ve Ben Hur u ben o
akşam seyrettim. Bilenler bilir, o yazlık sinemada çok dar bir koridordu en ucuz yer
ve nerdeyse dimdik bakardık ekrana. Diğer pahallı kısım en az 3 metre yüksekte,
yani 2 kademeliydi o yazlık sinema. Sabah dükkanı açtım, aldımı beni bir korku, ya
Hasan Ağbim benim (ç)aldığım paranın farkına varırsa.. dua ediyorum allaha, o gün
çok bahşiş alsam da denk getirip parayı geri koysam. Şu an hatırlamıyorum nasıl
bitti o hikayem. Şimdi diyorum keşke kendisiyle son konuşmam da bu olayı
anlatsaydım Hasan Ağbime. Hastanedeydi, solunum zorluğu çekiyordu, oğlu Haydar
vardı başında ve Haydar benim whatsapp da yazdıklarımı Hasan ağbime aktarıyordu.
Ona geçmişimizi, eski hatırlalarımızı anlatıyordum, Kör Nazmi baş aktör. Çok
güldüğünü söyledi Haydar bana ve ekledi "babamı son zamanlarda kimse hiç bu kadar
güldürmemişti". Keşke o zaman şu benim para aşırma hikayemi de anlatmış olsaydım.
O konuşmamızdan kısa bir süre sonra kaybettik Hasan Ağbimizi. O nasıl bir aşk
olmalı ki, eh bunda bence Hasan Ağbimin kişiliği de var, eşi Fatma Yengem tabutu
başında “ben de 5-6 ay sonra gelirim peşinden” dediği kocasına, 4 ay 20 gün sonra
kavuşmuştur…




Hadi bir defa daha gelmeye çalışalım şu "alabaş" hikayemize. Şunu önceden de
yazmıştım: Benim ilk üniversitem o berber dükkanıdır. O yaz benim orda
öğrendiklerimi, duyduklarımı, eğlendiklerimi hayatımın bir başka zamanında öyle
etkileyici ve derinden yaşamadım. Herşeyden önce herşey çok müstehcendi. Ben de
yeni blu çağına girmiş çok toy birisi. Kısacası benim ilk seks dersim o üniversitede
alınmıştır. neler duydum kardeşim neler, hepsi de benim için yepyeni şeyler. Sabah
saat 11 cıvarında Kör Nazmi gelirdi dükkana. ilk işi ayna karşısında arkası dönük saç
traşı yapan Hasan ağbime arkadan bir pandik atmak, ardından vardıysa geçen geceki
cümbüş ünü, yani düğünü anlatmak. İşde o günlerin birinde durup dururken Kör
Nazmi Hasan ağbime "alabaş Hasan" dedi ve kardeşim o kelime yapışıp kaldı bizim
ağbiye. Nerden icap etti, neyi kastetti, anlaşılmadı gitti. Ala-Baş... Kızıl-Baş gibi bir
şeymi? İnsanın aklına başka şeylerde getiriyor hani, ama hiççç bir zaman bu
kelimenin ne anlamda kullanıldığı belirtilmedi. Zaten zamanla kendi kişiliğini kazanan
bu kelime o dükkandan başlayarak Giresuna yayılmaya başladı. Dün akşam duydumki
Orduya kadar ulaşmış.
Şimdiiiii, gelelim "alabaş" kelimesinin yapıştırıldığı Berber Hasan Çalışkan’a: ne
desem az gelir! nasıl desem dilimden şunlar gelir: bunlar iki kardeştirler, rahmetli
(garip) Hasan ve (dıgili) Mehmet (allah uzun ömürler versin). Hasan’ın ismi zaten
üstünde: Garip. Şu bir gerçektir: insan kendi isminin ve/ya lakabının şeklini alır! (bu
kural bende çalışmadı arkadaşlar, ismim yılmaz ama korkağın teki, canı kıymetli,
erkekliğin de %99 unun kaçmak olduğuna inanan birisiyim, ama sınıf arkadaşım
rahmetli Terlik Emin tarafından konulan ilk okul lakabım “karabatak” a tam layıkım,
hiç beklenmeyen bir anda karşınıza çıkabilirim, bunu pek çok arkadaşlar defalarca
benimle hayret ederek yaşadılar). Ülper Köyü Goşmar Mahallesinde bu iki kardeş
Babaları Bayram Emimden berberlik sanatını öğrenirler. Bayram emim acaip sert,
disiplinli, titiz, ince uzun boylu, kemikli, az konuşan, daha çok kartal bakışlarıyla
emir veren ve elinden berberlik yanında bilhassa marangozluk gelen bir sanatkar. Bir
defasında öyle kızmış ki Hasan Ağbime, artık kabahati ne idiyse, ceza olarak, dikine
mezar kazmış bahçeye ve Hasan Ağbimi boğazına kadar gömmüş, saatlerce
bekletmiş o şekilde. Belki garipliği bu olaydan geliyor Garip Hasan’ın. Ben bu
hikayenin doğruluğunu geçen yaz kızkardeşleri Halis Karısı Ayşe Hatundan bizzat
teyit ettim. O günlerden benim bir başka hatıram da (dıgili) Mehmet Ağbim
harmana "gıcırık" yapmıştı, ilk defa bindiğimde çok sevinmiştim. O Garip Hasan bir
makasın iki ucu ile kestiği saçlarla 4 tane aslan gibi erkek çocuk büyütüp, okutup,
memlekete adam gibi adamlar vermiş birisidir. İnanıyorum ki çoğunuz basketin
Giresun asları soldan sağa: Mustafa - Oğuz - Haydar - Erol kardeşleri tanıyorsunuz:






Hasan Ağbimin saf lığı yanında dürüstlüğü, kadirşinaslığı, kalenderliği, arkadaşlığı,
çelebiliği, karınca ezmezliği, mütevaziliği kısacası o zamanın tam bir saf Giresun
efendisi. Tahsilli değildi, ilk okulu dahi bitirememiş olabilir, ama çok okuyan
birisiydi. O zamanlar her gün en az 3 gazete bitirirdi. Gazetelerdeki kelime
bilmecelerini çözmekte uzmanlaşmış, kelime haznesi şaşılacak şekilde genişlemişti.
Eline geçen gazetenin bulmacasını çözmeden rahat edemezdi. Bu bilmecelerin
olimpiyatları var, girseydi şampiyonluğu başkasına kaptırmayacağından eminim.
Şimdiiii, Kör Nazmi böyle bir arkadaşına "alabaş" dediyse bir dakka durup
düşüneceksin! Hasan Çalışkan’ın meziyetlerinden sadece bazılarını yukarda saydım,
daha onun politik duruşundan tutun da Berberler Cemiyeti İlk Başkanı olarak
meslektaşlarına yapmış olduğu şu çok mühim katkı unutulmamalıdır: SİGORTA. Bu işi
ilk takip eden ve meslektaşlarının hepsini sigortalı yapan Berber Garip Hasan
Çalışkan dır. Elbette kendisi bir başka fatsalı terzi Fikri değildir ama her vicdanlı
insan gibi onun da kalbi solda atardı. Şimdi kendimi test ediyorum:
tik-tak-tik-tak-tik-tak, valla benim de öyledir!, (dikkat burda Nazım’a bir gönderme
var!, Erol Çalışkan, seninle Moskovada Nazım’ın mezarı başında buluşmuştuk,
hatırlıyorsun dimi? O andan sende resim varmı?)
Herhalde Garip Hasan’a hayatında en büyük kötülüğü de ben yaptım: ODTÜ de
öğrenciyim, senelerden 1967. Hasan Ağbim rahatsızlanıp Hacettepe Hastanesinde
yatıyor. Okumayı çok sevdiğini biliyorum ya, hemşehrimiz Aziz Nesin’in yeni çıkmış




"Böyle Gelmiş Böyle Gitmez" (bal gibi de hala gidiyor) kitabını Hasan Ağbime
götürdüm. Bir sonraki ziyaretimde baktım aynı Garip Hasan değil karşımdaki bu
adam. Nasılsın, ne oldu falan derken, "bu kitap beni mahvetti, ben artık eski Hasan
değilim" dedi. İşde benim ona yaptığım en büyük kötülük o kitabı vermek oldu.
(Sonraki yıllarda ikinci kısmı da çıktı o kitabın ama ben Hasan ağbime bir daha o
kitapdan hiç bahsetmedim. O kendi başını aldı gitti…)
Gelin şimdi bu hususta üstatlığını kabullendiğim İzzet Dervişoğlu’ nun şu satırlarına
kulak verelim: “Önce  Hasan  Ağabeye  allahtan  rahmet  diliyorum.  O  sokağın  renkli
kişisiydi.  Her  türlü  şakayı,  yapanlar  kendisiden  yaşça  küçük  olsa  da  kaldırırdı.
Gelelim  "alabaş"ın  anlamına:  bu   yazma  veya  anlatmakla  anlanılması  zor  bir  kavram.
Ben  bu  konuda  uzmanım.  Birisi  alabaş  ise  1­2  dakikada  anlarım.  Alabaş  o  insanın  iyi
veya  kötü  olduğu  anlamında  değildir.  Onun  davranışları,  konuşması,  kıyafeti  (örneğin
pahalı  giysiler  alır  ama  yakıştıramaz,  hatta  gülünç  olur),  iyi  eğitim  alabilir,  Yüksek
mevkilere  gelebilir  hatta  işini  de  iyi  yapıyor  olabilir  ama  bir  yerlerde  bir  uyumsuzluk  hep
olur.  "Kıro"  dan  daha  geniş  kapsamlıdır.  Tedavisi  yoktur.  Yüz  yıl  Paris'te  yaşasa  faydası
olmaz”.
Anlaşılan  o  ki,  her  ne  kadar  "alabaş"  kelimesi  tesadüfen  o  an  hiç  bir  art  niyet  vs.
olmadan  Kör  Nazmi  üstadımız  tarafından  kıymetli  diğer  ağbimiz  Berber  Hasan  Çalışkan
için  ansızın  kullanılmış  ve  ona  yapıştırılmışsa  da,  bakınız  konunun  üstadı  Dervişoğlu
İzzet  ne  diyor:  "Yılmaz  bu  "alabaş"  açıklamam  rahmetli  Hasan  Ağabeyle  çakışmıyor.
Alabaş,  alabaş  vasıflarını  taşımayan  birine  de  onu  kızdırmak  için  söylenir.  Örneğin
arkadaşlar  arasında  "i....nelik  yapma"  veya  "ne  i...nesin"  denir,  bu  söyleneni  o  yapmaz."
Demek  ki  dostlar,  tesadüfen  art  niyetsiz  yanlış  bir  kullanımla  hayata  geçirilmiş  bu  kelime
zaman  içinde  kendi  kavram  ve  felsefesini  kurup  bugün  Giresunun  marka  bir  kelimesi
haline  gelmiş  olup  sınırlarımız  aşarak  Ordu  ya  kadar  gelmiş.  Bakalım  Samsun
üzerinden  içinde  pek  çok  Giresunluyu  şu  an  barındıran  Ankaraya  ne  zaman  ulaşacaktır.
Gerisi  kolay… Kıymetli  hemşehrimiz  İzzet  Dervişoğluna  huzurlarınızda  teşekkür
ediyoruz.
Hikayemizi bitirirsek: Böyle iki candan dostlar arasında ve yukarda saymaya
çalıştığım karakter ve meziyetleri olan bir insan için layık görülmüş bu kelime artık
bir efsanedir, bir felsefedir, onu herkes için kullanamazsınız, (örneğim kardeşi dıgili
Mehmet e yakışmaz o kelime, çünkü Mehmet ağbim alamanyalar görmüş, feleğin
çemberinden geçmiş, alamanı ters yatırmış, cin gibi kurnaz birisidir, ona asla alabaş
diyemezsiniz, yakışmaz, yapışmaz). keşke ben de bu kelimeye layık olabilsem. Benim
gözlediğim: “alabaş” kelimesi zaman içinde evrilmiş, İzzet in de dediği gibi, hiç de
basit ve anlatılabilir bir kavram olmayıp felsefi bir mana kazanmıştır ve benim
açımdan “alabaş” saflıktır, kar-beyazlıktır, kalenderlik ve mütevaziliktir,




çelebiliktir, haddini fazlasıyla bilmektir ve de bunun için çok şeyler bilmek, çok
okumuş düşünmüş olmak gerektirir! Sizlerden facebook da rica ettim, şayet layık
görüyorsanız siz de bana “alabaş” diyebilirsiniz, ama bakıyorum siz hala
sürtüşmekten, aşağılanmaktan, had dan, hudud dan bahsediyorsunuz. Görünen o ki
sizlerle anlaşamayacağız. Sanırım sizler yeni Giresun lularsınız, veya Giresundan
ayrılmayıp geride kalanlar. Bizler gurbete çıktık, eskidik ve eskide kaldık. Kısacası
biz şu anki sizin Giresununuzda değil, hala “Eyy gidi Giresun” kitabındaki Gireson
da kaldık ve hala da orada yaşıyoruz. O kitabı bize kazadıran Tuncer Dervişoğlu ve
Ali Işık kardeşlerimize bir defa daha yürekten teşekkür ediyorum.
y.a.
(alabaş) Garip Hasan Çalışkan’ın ölümünün ardından:
Yılmaz Akyıldız Garip Hasan Çalışkan büyüğümün, ağbimin ölüm haberini
alınca kendi hayatım gözlerimin önünden bir sinema şeridi gibi geçti, çünkü
benim fimimin başından bugüne kadar olan bütün kısmında çok kıymetli
Hasan Ağbim hep vardır. Onu ilk Köyümüzde Ağlık Yerinden hatırlarım.
Babası Bayram Emmim çok otoriter ve disiplinli birisi olduğundan onun
rahlesinden ilk geçen Hasan Ağbim o otoriteyi ilk hisseden kardeştir. Bayram
Emmimin ceza olarak oğullarından birisini boynuna kadar bir çukura
gömdüğü de söylenirdi. Hasan Ağbim Berberliği de babası Bayram
Emmimden öğrenmişitir. O derece ata erkil bir aileden gelen Hasan Ağbim
kendi aile hayatında tam zıt yönde, gayet demokrat, sevecen ve arkadaşca,
kardeşce bir Baba modeli olmuştur.
1950 - 60 larda Giresun 20 bin nüfuslu küçük bir Anadolu kenti idi. Tek
haber kaynağı radyo, tek eğlence de sinemalar: Lale, Yeni ve Saray. İstanbul
gazeteleri 3 günde ancak gelirlerdi. Herkes herkesi tanırdı ve herkesin takma
bir ikinci ismi vardı. Kör Nazmi Giresunun sembolü olup en çok vaktini de
Hasan Ağbimin Berber Dükkanında şakalaşarak geçiririrdi. Şu yaşanmış bir
gerçektir:
Tesadüf buya, tedavi için aynı zamanlarda Nazmi ve Hasan ağbim Ankarada
Hacettepe hastanesindelermiş ama birbirlerinden haberleri yok. Nazmi zaten
kör. Hasan ağbim bir de bakmış Nazmi tuvalette çişini yapıyor. Arkasından
bir çimdik atınca Nazmi bir fırlamış ve “ulan alabaş Hasan beni burada da
buldunya” demştir. Demek ki Hasan Abimin o çimdiği çok özelmiş...




1961-62 yaz mevsiminde ben Hasan ağbimin dükkanında çırak çocuk olarak
çalıştım. Traş sonrası müşterilerin omuzlarındaki saç kıllarını fırça ile alır ve
bahşiş beklerdim. Bunun karşılığında dükkanın temizliği benden sorulurdu.
Birde Gazi Caddesine iner gazete ve ispirto satın alırdım. Hasan ağbim
gazeteleri başından sonuna her kelimesine kadar okur ve bilmece kısmını
mutlaka çözerdi. İnanıyorum ki Giresunn gazete bulmaca şampiyonu Hasan
ağbimdir. Diyeceğim, benim ilk üniversitem işde o berber dükkanıdır. O
zamanlarda benim tam da buluğ çağlarım. Ben o dükkanda her hususta neler
öğrendim neler. Kör Nazmi gelir bir önceki geceki düğünde hangi bayanları
kestiğini anlatır, (kör ya, kadınlarla arasına perde çekilmezmiş, halbuki
Nazmi gözünün bir kenarından herşeyi görebiliyormuş...). Kimin metresi var,
kim kimi kimle aldatıyor, daha neler neleeer, hep o Berber Hasan
Üniversitesinde konuşulurdu. Benim dünyaya açılışım ilk o yaz o üniversitede
olmuştur. Hayatın pek çok gizli mahrem taraflarından ben o yaz haberdar
olmuşturum.
O yaz şimdi ilk defa ifşa edeceğim bir şey de yaptım: Asmalı Mescidin
karşısındaki Dükkanın yakınındaki yazlık Lale Sinemasında ilk Renkli
Sinemaskop Film gösterilecekti. Belki de Ben Hur du filmin ismi. Film
Sinemaskop diye bilet fiatları artırılmış ama benim o gün toparlayabildiğim
bahşişler en ucuz bileti bile alamayacak kadardı. Ben o akşam dükkanın
kasasından 75 kuruş aldım ve sinemaya gittim.
Ertesi gün Hasan ağbim farkına varmadan bahşişlerimi biriktirip 75 kuruşu
yerine koyacaktım. Ama şu an bunu yapabildimmi yapamadımmı
anımsamıyorum. Ama o gece bir taraftan sinemaskop filmin heyecanını
yaşarken yapmış olduğım “hırsızlığın” da stresini yaşamıştım.
Daha sonraki senelerde ben iyi bir öğrenci olmaya başlayınca karnelerim iyi
geldi. Zayıflarım olmayınca bana bahşiş vermesi için Hasan Ağbime karnemi
götürüp gösterdiğimi hatırlıyorum. O da beni hiç bahşişsiz bırakmamıştır.
Daha sonraları ben istanbula, ankaraya üniversitelere daha sonra da yurt
dışına gittim. Her Giresuna gelişimde ilk durağım ilk üniversitem Hasan
ağbimin dükkanı olmuştur. Beni çok sevdiğini her zaman hissetmiştirim. O
da benim hayatımda bir ibret abidesidir. Sanmıyorum ki hasan ağbim tek bir
canlıyı hayatında bir defacık olsun üzmüştür. Ne yalanı olmuştur ne dolanı ne
katakullisi. Adam gibi adam dı kendisi. Bakın tek bir hususta kendisine kefil
olamam: çok gazete okur, çok ajans dinler dolayısı ile memleketin
politikasına kafadan bulaşırdı. Diyeceğim polikacılara küfretmiş olabilir...




1967 senesinde Ankara Hacettepe Hastanesinde tedavi olurken kendisine
Aziz Nesin in “Böyle Gelmiş Böyle Gitmez” kitabını götürmüştüm. O kitabı
okuduktan sonra Hasan ağbim bir başka politik insan olmuştur. Kendisine
direk hiç sormadım, belki İnönücüydü, belki koyu Ecevitci, ama benim
bildiğim: Hasan ağbim tam bir Atatürkçü ve Kemalist bir devrimci, aydın bir
insan ve büyük bir vatanperverdi. Politikacılara sövmesi de bundandır.
Nur içinde yatsın. Toprağı bol olsun.
yılmaz akyıldız, Prof. Dr.
(Boğaziçi Üniversitesi, emekli)
Her Şey Birlikteliğimiz ve Beraberliğimiz için
Son Düzenleme: 2 yıl 10 ay önce yazan dernek.
Sadece Kayıtlı kullanıcılar yazı yazabilir.
Yetkililer: dernek
Sayfa oluşturma zamanı: 0.365 saniye

Köyümden Manzaralar

Herşey Birlikteliğimiz ve Beraberliğimiz için