Ülper Köyü

Her Şey Birlikteliğimiz ve Beraberliğimiz için

Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanııcı Adı: Şifre: Beni hatırla
Yılmaz Akyıldız'la Sohbetler/gabakcu nuri Torunu yılmaz akyıldız'la sohbetler

BAŞLIK: Gabakçu Nuri Çalışkan'ın Anısına

Gabakçu Nuri Çalışkan'ın Anısına 2 yıl 10 ay önce #3127

Gabakçu Nuri Çalışkan'ın Anısına

(Dedem)  NURİ  ÇALIŞKAN






1910 ­  1980
Nispeten  varlıklı  bir  ailenin  2.  oğlu  olarak  Giresun’un  Ülper  Köyü’nün  Goşmar
Mahallesinde  dünyaya  gelmiş  olan  Nuri  hayatında  hiç  okula  gitmemiş  ve  hiç  bir  şey
okumamıştır.  Yaşı  15­16  olunca  önceden  hiç  görmediği  karşı  yakadaki  İncirlik  köyünden
Humak  isimli  aynı  yaşlarda  cin  gibi  bir  kızla  nişanlanmış,  nişanlısını  görebilmek  için  bir
kaç  defa  dere  tepe  aşmış  ve  hatta  bir  keresinde  nişanlısının  saçından  bir  parça  saç  teli
koparmayı  da  başarmıştır.  Nuri­Humak  çiftinin  1965  resmi:  arkadaki  meşhur  armut  ağacı,
yer  Fırın  Düzü,  Nenemizin  baba  evinin  bulunduğu  İncirlik  Mahallesi  arka  planda:
İkinci  resimde  Dedem  le  Fırın  Düzü  fındık  harmanında,  arkada  Barça  Köyü








Çok  yazık  ki  Nuri  2.  çocuk  olarak  ağbeyisi  Gabakçu  Helim’in  yanında  hayatı  boyunca
ezik  kalmış  ve  hayatın  daleveralarını  asla  öğrenememiş,  tam  bir  Anadolu  saf  köylüsü
olarak  tertemiz  bir  hayat  yaşamıştır.  Olayın  güzel  yanı,  kendisi  ne  kadar  saf  ise  hanımı
nenemiz  Humak  o  kadar  cingöz  ve  akıllı  birisiydi.  Aksi  halde  5  çocuk  yaparak  bunların
herbirisini  hayata  kavuşturmaları  imkansız  olurdu.  Kardeşim  Ersan  arada  bir  Homak’a
şöyle  takılırdı:  “Nene,  sen  bu  aklınla  Türk  olamazsın,  zaten  bir  üst  mahallen  Rum  Köyü
Divan,  bence  sen  Rumdan  dönmesin”.  Nenemiz  bu  soruya  cevap  vermez  sadece  “git
ordan  başımdan  Of  lunun  piçi”  derdi.  Bizim  babamız  Of  luya…  Bilenler  bilir,  babamız
Of  lu  Ömer  Akyıldız  Dedemiz  saf   Nuri  yi  de  “ben  bekarım”   diyerek  kandırmış  ve
anamızla  ilerde  resmi  nikah  yaparız  diyerek  imam  nikahı  ile  evlenmiş  ve  ilerleyen
zamanda  ortaya  çıkmış  ki  aslında  bu  adam  Of  da  tam  5  çocuk  sahibi  imiş  ama  olan
olmuş,   önce  ben  sonra  şu  and  ODTÜ  de  Dekan  kardeşim  Ersan  dünyaya  gelmiş.  Bundan
sonrası  uzun  bir  hikaye…  Köyde  şu  an  Tohumluğun  Rüstem  Yıldız  ve  Gabakçu  İbraamın
oğlu  Hidayet’in  amcası  Gabakcu  Ahmet  Çalışkan  hala  hayattalar,  onlar  da  bu  hikayeleri
iyi  bilirler.  İşde  buyurun  Of  lu  Ömer  ve  “piç”  leri  Ersan,  Yılmaz:







Humak  ­  Nuri  çifti  Ankara  da   1975  de  aşure  yerken:
Goşmar  Mahallesinin  ilk  okuyan  ferdi  işde  bu  çiftin  ilk  çocukları  Yakup  Çalışkan  dır.  O
zor  günlerde  sadece  bu  çift  oğulları  Yakup’u  Orman  Mühendisi  oluncaya  kadar
okutmuşlardır.  En  son  çocukları  Yusuf’u  da,  kendisi  okumak  istemediğinden,  Gabaköy
(bugünkü  ismiyle  Gürköy  de)  oğlu  zurnacı  Salif  olan  bir  marangoz  ustanın  yanına  verip
sanat  sahibi  olmasını  sağlamışlardır.  Resimde  ortada  annemiz  Nahide,  sağda  Yakup:





Annemden  duymuştum,  İkinci  Dünya  Savaşı  yılları  olmalı.  Seferberlik  ilan  edilmiş,  asker
toplanıyordur.  Bir  yaz  günü  bütün  aile  tarlada  çalışırken  Dedemizle  helalleşip  onu  savaşa
katılmaya  göndermişler.  Çocuklar  babalarını  bir  daha  hiç  göremeyecekleri  duygusunu
gözyaşlarıyla  yoğurmuşlar  ve  yine  de  umutla  dönmesini  beklemişler.  Dedemizin
anlatmasına  göre  önce  gemiyle  İstanbula  Haydarpaşadaki  Selimiye  kışlasına  getirilmişler.
Orada  “altta  kalanın  canı  çıksın”  oyunu  oynadıklarını  anlatırdı  Dedemiz.  Daha  sonra
Trakyaya  gönderilmişler.  Çok  şükür  ki  Türkiye  harbe  girmemiş  ve  Dedemiz  köyüne
dönmüş.  Kanmayın  siz  Demokrat  Partililerin  “İsmet  geldi  kısmet  gitti”  demelerine,
Atatürk’ün  ölmeden  önce  verdiği  emre  göre  İnönü  henüz  yeni  kurulmuş  Türkiyeyi  İkinci
Dünya  Savaşına  sokmayarak  her  birimizin  şu  anki  varlığını  sağlamıştır.  Atatürk
olmasaydı  zaten  olamazdık,  İsmet  de  olmasaydı  olmazdık,  bence…
Resimde  Nuri,  Nahide  ve  Humak  Ankara  da  televizyon  seyrederlerken,  sene  1978,  ben
amerikadan  yeni  dönmüşüm,  ne  güzel  günlerdi  o  günler:
Nuri  1970  senesine  kadar  köyünde  rençberlik  yapmış,  sonra  önce  Giresun  şehrinde  daha
sonra  da  Ankara  da  yaşamıştır.  Mezarı  Ankara  Karşıyaka  dadır.
Dedemiz  olarak  biz  onu  her  zaman  güler  yüzlü  hatırlarız.  Aramızdan  ayrıldığında
kardeşim  Ersan  bana  Amerika  dan  ettiği  telefonda  “Ne  güzel  bir  Dedemiz”  vardı  demişti.
Bu  cümle  her  şeyi  en  güzel  şekilde  ifade  ediyordu.




Bize  anlatırdı,  gençliğinde  o  da  diğerleri  gibi  o  zamanın  çılgınlıklarını  yapmış;  sigara  -
içki  içmiş,  kahvelerde  sabahlara  kadar  oyun  oynamış…  Elbette  yaşlandığında  her
Anadolu  rençberi  gibi  Camiye  gider  namazını  kılardı.  Cami  çevresinden  pek  çok  arkadaş
edinmişti,  herkesçe  sevilmişti.
Annemiz  Nahide  babasını  kaybettiğinde  çok  üzülmüş  ve  “En  yakın  arkadaşımı  kaybettim,
acım  çok  büyük”  demişti.  Sevmeyeni  yoktu  Dedemizin.  Saflığı  dillere  destandı.
Bana  hayatımda  sadece  bir  keresinde  fıtık  vurmuştur.  Sanırım  o  gün  benim  mızmızlığım
üzerimdeydi  ve  Dedemi  deli  etmiştim.  Birden  kendisini  tutamadı,  ama  ardından
Nenemden  büyük  bir  azar  işitti.Yaşım  4­5  olmalı.  Bir  başka  akşam  üstü  Dedem  bana
patlak  ağacından  düdük  yaparken  ocak  başında  daha  iyi  görmesi  için  ben  de  gazlı
lambayı  ona  tutuyordum.  Dikkatsizlikten  perdeyi  tutuşturdum  ve  az  kalsın  o  küçük  2
odalı  evimiz  yanacaktı.  Resimde  beni  büyüten  Atalarım,  Nuri  ve  Humak  Çalışkan  la,
sene  1981,  Libya  da  çalışıyordum,  ara  tatilde  Ankara  ya  ziyarete  gelmiştim:




Bu  resimde  nenem  Humak  ve  ben  el­ayak  yıkanan,  abdest  alınan  muslukta,  sene  1978:
Bugün  bu  ev  hala  ayakta,  resimde  kızlarımdan  Reyhan  evi  ziyaret  ederken:














Şu  an  bu  ev  karlar  altında,   resim  için  Ömer  Faruk  Çavuşoğu  na  teşekkürlerimle):
Ben  3­7  yaşlarımı  bu  evde  Dedem  ve  Nenemle  geceleri  onların  arasında  yatarak
geçirdim.  Çok  sonraki  yıllarımda  farkına  vardım  ki  5  çocuk  yaptıktan  sonra  Nenem  beni
Dedeme  karşı  doğum  kontrolü  olarak  bu  şekilde  kullanmıştı...  Bir  akşam  eve  değişik  bir
paltoyla  geldiğini  gören  Nenem  “Bu  seninkisi  değil,  nerde  kendi  palton”  dediğinde
Dedem  “Kahvede  karar  verdiler,  üzerimdeki  bu  palto  daha  iyi  yakışmış  bana,  Mustafa
oğlu  Rüstemle  değiştirdik  paltoları”.  Halbuki  kendi  paltosu  çok  daha  kaliteliymiş  ve
saflığını  bilenler  kandırmışlar  Dedemizi…  Ama  dedemiz  kandırıldığını  sonradan
anlayınca  çok  güzel  ve  okkalı  küfür  ederdi.  Duydunmu  Thohumluğun  Rüsteeeem?
Nenemiz  Humak,  Dedemizin  saflığını  bildiğinden  fındıklar  satılmaya  şehre
götürüldüğünde  mutlaka  Dedemize  refakat  eder  ve  dükkanın  köşesinde  bekleyerek
fındığın  kaç  kilo  geldiğini  ve  kaç  yüzde  randımanlı  olduğunu  öğrendikten  sonra  kendi
kafasından  kaç  para  ellerine  geçmesinin  gerektiğni  hesaplar  ve  bu  parayı  tahsil  etmeden  o
dükkandan  ayrılmazdı.  Dedemiz  bırakınız  çarpmayı  veya  randıman  (yüzde)  hesabını,
basit  toplama  çıkartma  işlemlerini  dahi  yapamazdı.
Bu  çift,  aşağıdaki  resimde  görüldüğü  gibi,  Ying  Yang  misali  birbirlerini  tamamlıyorlardı:








Ben  onları  hiç  unutamıyorum,  her  şeyimi  onlara  borçluyum…
hatıraları  her  daim  kalbimdedir  ilelebet!
y.a.
Son Düzenleme: 2 yıl 10 ay önce yazan dernek.
Sadece Kayıtlı kullanıcılar yazı yazabilir.
Yetkililer: dernek
Sayfa oluşturma zamanı: 0.185 saniye

Köyümden Manzaralar

Herşey Birlikteliğimiz ve Beraberliğimiz için